Yaşam ve medeniyet suyla başladı… ve yalnız suyla devam edecek
Belki de hiç farketmeyecektik suyun önemini, sulak alanların canlılara nasıl hayat verdiğini… Ta ki dünya üzerindeki göller birbirinden habersiz tehlike sinyalleri verene kadar.
1970'li yıllarda, yağmur ormanlarındaki hızlı yok oluş bilim adamlarının gözlerini sulak alanlara çevirmesine neden oldu. Bu sayede sulakalanların en az yağmur ormanları kadar önemli doğal sistemler oldukları ortaya çıktı. Bunun üzerine sulakalanları korumaya yönelik bir dizi ulusal ve uluslararası önlem alındı. Bunların başında da "Su Kuşlarının Yaşam Alanları Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulakalanların Korunması Sözleşmesi" ya da kısa adıyla Ramsar Sözleşmesi geliyor.
Bugün dünyamızdaki tatlı su kaynaklarının büyük bölümü (buzullar ve yeraltı suları hariç) sulakalan tanımı içinde yer alıyor. Bu nedenle akarsular, göller, sazlıklar gibi tüm canlılar için yaşamsal öneme sahip alanları incelerken, her birinin aynı zamanda birer önemli su kaynağı olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Sulakalanları niçin korumalıyız?
Çünkü;
- Canlılara yaşam ortamı sağlarlar.
- Yeraltı suyu için rezerv oluştururlar.
- Taşkın kontrolünü sağlarlar. Göller, sazlıklar ve bataklıklar fazla yağmur sularını öncelikle tutar, gerektiği ölçüde yavaş yavaş bırakırlar.
- Yeryüzündeki sulaklanlar yeraltı suyunu beslerler ve yeraltı suyunun seviyesini korurlar.
- Özellikle kıyı sulakalanları denizlerden gelen tuzlu suyun girişini engellerler. Böylece içme suyunun ve tarım için kullanılan suyun tuzlanmasını önlerler.
- Bulundukları bölgenin iklimini stabilize ederler.
- Tortu ve zehirli maddeleri tutarak kirleticilerin fazlasının sudan arıtılmasını sağlarlar, bir anlamda doğal bir arıtma tesisi görevi görürler. Örneğin, Bafra kanalizasyonunu Bafra'daki sazlıklar temizlerler.
- Bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlayan balıkçılık, tarım, hayvancılık, saz üretimi ve rekreasyonel faaliyetlere olanak sağlarlar.
- Yeryüzünün en önemli genetik rezervuarları olarak bilimsel çalışmalar için açık hava laboratuarları oluştururlar.
- Su yolu taşımacılığına imkan verirler.
Dünyadaki hayvancılık, tarım ve balıkçılığın büyük bölümü sulakalanlar çevresinde yapılıyor. Sulakalanlar dünya tarım alanlarının yalnızca %16'sını oluştururken, buna karşın dünya gıda üretiminin yaklaşık %40'ı sulakalanlardan geliyor.
Türkiye ve dünyadaki sulakalanlara yönelik tehditler
Sulakalanlar bu değerlerinden ötürü, uygarlık tarihi süresince her zaman kalkınma-gelişme planlamalarında büyük önem taşıdılar. Ancak yine "uygarlık" yüzünden, endüstri, kent, tarım alanları açmak amacıyla kurutuldular, atıkların atılmasıyla kirletildiler, kaynaklarının aşırı kullanılmasıyla da tüketildiler.
Geçen 200 yıl boyunca, sadece ABD'de her saat başı ortalama 24 hektardan fazla sulakalan yitirildi. Türkiye'de de son 40 yıl içinde 1.300.000 hektar sulakalanın çeşitli müdahalelerle doğal yapıları bozuldu ya da geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edildi, geriye ise sadece 1.000.000 hektar sulakalan kaldı. Yeryüzündeki sulakalanların ise %50'si yok oldu. Buna karşın son 25 yıl içinde dünyada su talebi %60 arttı.
Aynı kaderle karşı karşıya bir göl: Uluabat Gölü
Türkiye'de acil yardım bekleyen sulakalanlardan biri de Bursa Uluabat Gölü. Ülkemizin en verimli tarım alanlarına sahip bölgelerden birinde bulunan Uluabat Gölü, hem canlı türleri, hem de yöre halkı için gerçek bir yaşam alanı.
Göl, Anadolu'ya kuzeybatıdan gelen kuş göç yolu üzerinde yer alması ve Kuş Gölü'ne çok yakın bir mesafede bulunması nedeniyle sadece ülkemizin değil, Avrupa ve Orta Doğu'nun da en önemli kuş beslenme ve kışlama alanlarından biri.
Göl ayrıca, dünya çapında yok olma tehlikesi altındaki kuş türlerinden küçük karabatak ve tepeli pelikanın da beslenme alanları arasında yer alıyor. Balık çeşitliliği açısından da zengin olan Uluabat Gölü 19 tür balığa evsahipliği yapıyor.
Bunun dışında Uluabat Gölü, yöre halkı için de bir geçim kaynağı. Yöre halkı geçimini genellikle balıkçılık, tarım ve hayvancılıkla temin ediyor. Daha önceleri kerevitin bol olduğu ve çoğunlukla ihraç edildiği gölde, sazan ve turna balıkları da avlanıyor. Uluabat Gölü'nden çıkartılan kerevit miktarı 1985 yılında 311.500 kilogram iken 1997 yılında bu rakam 7.500 kilograma kadar düşmüş. Aynı şekilde avlanan sazan balığı miktarı 1986 yılında 95.000 kilogram iken 1995 yılında sadece 3.700 kilogram sazan avlanmış. Dolayısıyla gölün karşı karşıya bulunduğu yok olma tehlikesi, yöre halkının geleceğini de tehdit ediyor.
İnsanların ve birçok hayvan türünün varoluşuna katkıda bulunan göl, bitkilere de hayat veriyor. Uluabat Gölü, aynı zamanda Türkiye'nin en büyük nilüfer yatağı. Uluabat Gölü'nü korumak, yalnız "yaşam"ı değil, doğal güzellikleri de korumak demek.